banner5

banner4

banner13

Kılıçdaroğlu iktidarı döneminde başörtüsüne liyakat teminatı verdi

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu kamuoyunda ses getiren 'Muhafazakar kitleyle helalleşeceğiz' açıklamasının açılımının nasıl olacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Helalleşme ile hukuku da karıştırdılar. Hukuk ayrı ama helalleşme biraz daha farklı. Helalleşme kucaklaşma, sevgiyi egemen kılmadır. Böyle bakmamız gerekiyor." dedi. İktidarları döneminde kamuda başörtülü çalışan olacak mı sorusunu da cevaplayan Kılıçdaroğlu, 'En ufak şüpheniz olmasın' dedi.

GÜNDEM 19.11.2021, 09:16
Kılıçdaroğlu iktidarı döneminde başörtüsüne liyakat teminatı verdi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk’te gazetecilerin sorularını yanıtladı. 'Helalleşme' çağrısı sorulan Kılıçdaroğlu, "Helalleşme, kucaklaşma, barışma, geleceğe umutla bakma, sevgiyi egemen kılma, dostluğu pekiştirmedir" yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu'nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

"KAVRAM BENDEN ÇOK, CHP'YE MESAFELİ KİŞİLERİN DİLLENDİRDİĞİ BİR KAVRAM"

"Benim CHP’ye mesafeli olan kesimlerle yaptığım toplantıların sonunda pek çok kişi, ‘Helalleşmemiz lazım’ diye temennilerde bulundular. Ben bunu değişik illerde kamuoyuna açık toplantılarda da dillendirdim. Kavram biraz benden çok, benim dışımda, CHP’ye mesafeli olan kesimlerin dillendirdiği bir kavramdı. Aslında güzel bir kavram. Dolayısıyla barışa, sevgiye, hoşgörüye çağrı yağan bir kavram. Bu konuda pek çok çevreyle yan yana geldik konuştuk, hatta bir TV programında da ifade ettim, bir gazetede manşet oldu bu. Birdenbire öne çıkan bir şey değil. Toplantılara sadece ben katılmıyorum, partili arkadaşlarımız da katılıyorlar. Dolayısıyla biz düşüncelerimizi oturur tartışırız, konuşuruz. Yaptığımız çağrı, Türkiye açısından, insanımız açısından son derece değerli. Var olan sorunlara önyargıyla yaklaşıyoruz. Önyargılardan kurtulabilirsek aslında çok güzel şeyler yapabiliriz. Ben bundan yanayım. Siyaset çok kutuplaştı, birbirimize farklı gözlerle bakmaya başladık. Bazen sertleşme o boyutlara ulaşıyor ki neredeyse yan yana geldiğimizde birbirimizin yüzüne bakamayacak pozisyonun içine girebiliyoruz. Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Türkiye, zaten yeteri kadar büyük sıkıntılar çekiyor. Bütün bu sorunlar varken hala sorunları çözmek yerine birbirimize önyargıyla bakıp birbirimizi suçlamanın bir anlamı yok. Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Geçmişe takılıp kalma değil, geleceğe bakmamız lazım. Helalleşmenin özünde, gelecek perspektifi var. Kavgaları bir tarafa bırakalım, oturalım tartışalım.

“BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ DOĞRU OLMADIĞINI, BEN BELEDİYE BAŞKAN ADAYIYKEN SÖYLEMİŞTİM”

Aslında bir sürü mağduriyet var. Sadece başörtüsü değil. Başörtüsü yasağının doğru olmadığını, ben, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı iken Okmeydanı Mitingi’nde söylemiştim. Bunu hayatımın değişik evrelerinde de dillendirdim. Yusuf Ziya Özcan YÖK başkanı iken ‘Bu yasakları kaldırın’ diye kendisine de söylemiştim. Var olan mağduriyetleri telafi edemeyiz. Onların acılarını anlamalıyız, yaşadıkları sorunları anlamalıyız ama aynı tabloların yaşanmaması için kendimize daha güzel bir gelecek vizyonu belirlemeliyiz, bunu ifade etmek istemiştim. Bir kişiye haksızlık yapıldığı zaman, bizden olup olmadığına bakmaksızın haksızlık karşısında hepimizin net bir tavır takınması lazım. O zaman herkesi kazanmış oluruz.

“HELALLEŞME, KUCAKLAŞMA, BARIŞMA, GELECEĞE UMUTLA BAKMA, SEVGİYİ EGEMEN KILMADIR”

15 Temmuz’dan hemen sonra bana bir telefon geldi. Bir kadın öğretmen gözaltına alınmış, ama kadın yeni doğum yapmış. Ben, o çocuğun anne sütü emmesi gerektiğini söyledim ve çocuğun annesiyle buluşturulması gerektiğini söyledim. ‘Hayır yapmayız’ dediler ve beni FETÖ’cü olmakla suçladılar. Bu çocuğun hiçbir günahı yok, bu çocuğun anne sütüne ihtiyacı var. Bu çocuk anne sütü emsin, sonra geri alın. Çocuk zaten nezarette kalmayacak. Bunun için mücadele ettikten sonra gerçekleşti bu. Bu kadını da çocuğu da ben hayatımda hiç görmedim. Ama bir haksızlık var mı, evet var. Bir hakkın korunması gerekiyor mu, evet gerekiyor. Geçmişe takılıp kaldık mı, hayır. Benzer bir yanlışlık, benzer bir hak ihlali olmasın diye mücadele edeceğiz. Güneydoğu’da bir AK Parti milletvekilinin hastaneyi basmaları sonucu üç kişi öldürüldü. Kadıncağız şu anda ‘adalet’ diye bekliyor, ben o kadınla da görüştüm. İnsanın içi eziliyor. Bir kadının oğulları gitmiş, kocası hastanenin içinde tüple öldürülüyor. Bunun için şu ana kadar bir dava açılmıyor, davaya gizlilik kararı konuyor, kadın adalet istiyor. Şimdi biz buna sessiz mi kalacağız? ‘Burada adalet olmalı’ diyebilmeliyiz. Helalleşmeyle hukuku da bazen yorumcular karıştırdılar. Hukuk başka bir şey. Birisi suç işlediği zaman, zaten onun davası orada görülecek. Hukuk ayrı, ama helalleşme biraz daha farklı. Helalleşme, kucaklaşma, barışma, geleceğe umutla bakma, sevgiyi egemen kılma, dostluğu pekiştirmedir.

“KADINA ŞİDDETTE HİÇBİR İNDİRİM OLMAYACAK VE EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILACAK”

Kadına yönelik şiddetin arttığını hepimiz biliyoruz. Bunun toplumsal nedenlerine bakmak ve araştırmak gerekir. Kadına yönelik şiddet konusunda siyasetçilerin çok duyarlı olması lazım. İyi hal indiriminden yararlanıp düşük bir cezayla kurtulması doğru değil. Bunu kesinlikle bitirmemiz gerekiyor. Katalog suçlarda indirim kesinlikle yoktur. Benzer bir uygulama yapacaksınız, hiçbir indirim olmayacak ve en ağır şekilde cezalandırılacak, bunun yapılması lazım. Geçen İstanbul’da kılıçla öldürülen bir kızcağız vardı. Anne perişan, baba perişan, nişanlısı perişan. Bunun telafisi mümkün değil ama bu tür olaylara yol açan ortamı sonlandırmamız gerekiyor. Burada görev, ağırlıklı olarak da siyasetçilere düşüyor. Toplumsal barışı sağlamak, kullanacağımız dile özen göstermek, kadınlara yönelik şiddeti önleyebilecek akademik araştırmaları yapmak mümkün.

“YARGITAY’DA BUNUNLA ALAKALI ÖZEL BİR DAİRENİN KURULMASINI İSTİYORUZ”

Yargıtay’da bununla alakalı özel bir dairenin kurulmasını istiyoruz. Alt mahkemelerde kadına yönelik şiddet davalarının görüldüğü özel mahkemelerin olmasını istiyoruz. Aile içinde çatışma olduğu zaman, olay karakola intikal ettiğinde, karakolda en az birisinin kadın polis olduğu bir ekip tarafından olayın irdelenmesini, çözülmesini istiyoruz. Bu yapılabilir mi, elbette yapılabilir.

“İNSANLAR YAPTIKLARI HATALARI KABUL EDİYORSA BU DA BİR ERDEMDİR”

‘CHP’li aydınlar’ diye bir özel tanım, bildiğim kadarıyla yok. Ama aydın olarak tanımladığımız ve aydın olarak inandığım kişiler, doğal olarak bizi eleştirebilirler, lehimize yazılar yazabilirler, bunları da saygıyla karşılamak gerekiyor. ‘Acaba söylediğim doğru mu, yanlış mı?’ Buradan yola çıkarak bazı sorular hazırladım. Mesela bu ülkenin insanlarının helalleşmeye ihtiyacı var mı? Bence var. Bu ülkenin insanları toplumsal vasatlıktan kurtulmalı mı? Elbette kurtulmalı. Daha ciddi bir entelektüel derinliği yakalayabilmeliyiz, birbirimize daha hoşgörülü yaklaşabilmeliyiz, birbirimizi belli bir saygı çerçevesinde eleştirebilmeliyiz. Benzer olaylarla veya herhangi bir olayla karşılaştığımızda önyargılarımızdan kurtulabilecek miyiz? Önyargılarımızdan kurtulabilirsek çok şeyi çözmüş olacağız. Önyargıların tutsağı olursanız marjinale sürüklenmiş olursunuz. Önyargıların tutsağı olmazsanız oturup derinlikli düşünebilirsiniz, tartışabilirsiniz, yeni şeyler öğrenebilirsiniz. İnsanlar yaptıkları hataları kabul edebiliyorsa bu da bir erdemdir. Hatadan dönmek erdemdir, arkasından şunun gelmesi lazım: Hatayı tekrar etmiyorsanız, tarihi tekerrür ettirmeyeceksiniz. Yani olağanüstü güzel bir gelecek perspektifi çizmiş olacaksınız.

“ÇOCUKLARIMIZA EN AZINDAN GÜZEL BİR 2. YÜZYIL BIRAKALIM. BÜTÜN ARZUM, İSTEĞİM BU”

Bizim ‘2. Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nin başlangıcı bir önceki yüzyıldır. Önceki yüzyılda bu ülkede gencecik çocuklar idam edildi; başbakanlar, bakanlar idam edildi; bu ülkede pek çok olaylar oldu, darbeler oldu. İstiyoruz ki çocuklarımız böyle acılar yaşamasınlar. Bazıları, ‘Bu bir strateji mi’ diyorlar. Hayır, bu bir strateji değil. Ben, şahsen bu ülkede acıların yaşanmasını istemiyorum. Biz, çocuklarımıza en azından güzel bir ikinci yüz yıl bırakalım. Bütün arzum, bütün isteğim bu.

“BİZİM BİR HATAMIZ DA OLABİLİR AMA BURADA GÖRDÜĞÜM KADARIYLA HERHANGİ BİR HATAMIZ YOK”

Parti tabanında bir sorun yok. Eleştiri geldiği anda, bizim il başkanımız da bunu bana çok rahat bir şekilde söyler. Bizde bir lider sultası yoktur. Tabandan gelen duygu çok güzel. ‘Daha rahat kahvelere gidiyoruz, daha rahat insanlarla konuşuyoruz, toplumun her kesimiyle daha rahat diyalog kurabiliyoruz’ Bunlar bize söyleniyor, bunu sahada da görebiliyoruz zaten. Helalleşme çıkışımıza tabandan tam destek var. CHP tabanının takip ettiği medyada lehte yazılar da var, aleyhte yazılar da var. Biz CHP olarak, eleştirileri de büyük bir saygıyla karşılarız. Bizim bir hatamız da olabilir. Ama burada gördüğüm kadarıyla herhangi bir hatamız yok.

“BENİ SEVERLER SEVMEZLER AYRI BİR ŞEY, AMA BİR HAKSIZLIK VARSA ÜZERİNE GİTMEK ZORUNDAYIZ”

Roboski’de milletvekili arkadaşlar gittiler, mükemmel bir rapor hazırladılar, onlarla diyaloglarımız devam ediyor. Ama orada bir mağduriyet var mı, var. Bazı çevrelerden, ‘CHP bunun içinde yoktu ki niçin bunu üstleniyorsun’ gibi söylemler oluyor. Bu bir üstlenme değil aslında. Bu, bir hak ihlali demetinin Türkiye’ye getirdiği bir açmaz ve bu açmazdan Türkiye’nin çıkmasını istiyoruz. 28 Şubat’ta yargılamayı yapan, FETÖ unsurları. O insanlar da doğru dürüst, adaletle yargılanmadılar. Orada da büyük bir hak mağduriyeti var. Onların haklarını da savunacağız. Beni severler sevmezler ayrı bir şey, ama bir haksızlık varsa haksızlığın üzerine gitmek zorundayız. 27 Mayıs’ta siyasi idamların yapılması doğru değil. Orada da biz yokuz. Şimdi bizim şöyle bir şanssızlığımız var. İktidara en yakın olduğumuz dönemlerde darbeler olmuştur. 27 Mayıs olmasaydı ilk seçimde CHP iktidardı. O dönemde de siyasi idamlar oldu. Ben genel başkan olduktan sonra ilk ziyaret ettiğim yerlerden birisi, Adnan Menderes’in mezarıdır. Kin ve öfkeyle devleti yönetemezsiniz.

“BİR KONUYU ELEŞTİRİYORSAK NASIL ÇÖZÜLMESİ GEREKTİĞİNİ DE SÖYLÜYORUZ”

Ekonomi tam bir felaket içindedir. Ekonomide yarın değil, bir saat sonra ne olacağını kimse bilmiyor. Böyle bir ortamda siz ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz? Devlette liyakat kalmamış, kimin ne yaptığı belli değil, bakanlar bakan değil. Bakan, Marmaris yangınında, ‘Sayın Cumhurbaşkanı’mızın talimatıyla yangınları söndüreceğiz’ diyor. Yangın söndürmek için Cumhurbaşkanı’ndan talimat mı beklenir? Biz bunu eleştirdiğimizde Erdoğan kızıyor, ‘Bay Kemal, Bay Kemal’. Bay Kemal demesinden rahatsız değilim, hoşuma da gidiyor, istediği kadar söyleyebilir. Biz onun çözüm üretmesini istiyoruz. Aklı da ben veriyorum. ‘Emekliye iki maaş ikramiye vereceksin’ diyorum, uzun süre direndiler, verdiler. Taşeron işçiye kadro verdiler. En son TRT payını kaldırdılar, onu da söyledim. Ama faturalardan kış aylarında KDV’yi kaldırmadılar, asıl yük KDV’de. Daha büyük zamlar gelecek, dolayısıyla toplumda büyük bir tedirginlik var. Biz ‘Kara Kış Fonu kur’ dedik. Bunun altından nasıl çıkacaklar bilmiyorum. Aldıkları kararlar, bizim düşündüğümüz anlamda toplumu asla rahatlatmıyor. Eleştirdiğim her konunun çözümünü de söylüyorum. Bir konuyu eleştiriyorsak nasıl çözülmesi gerektiğini de söylüyoruz. Bu sistem Türkiye’yi buraya getirdi, bundan sonra daha kötü bir duruma götürecek. Bizim erken seçim istememizin temel nedeni, vatandaş daha ağır bir yüke girmesin diye. Kış aylarında kaç kişinin doğal gazı, elektriği kesilecek göreceksiniz."

"Biz iktidara geldiğimizde başörtülü bir çevre bakanı, bir adalet bakanı olur diyebiliyor musunuz?" sorusuna Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi:

"BENİM HEDEFİM, DAHA GÜZEL BİR GELECEK İNŞA EDELİM"

"Neden olmasın, bizim Parti Meclisi’nde var zaten, il başkanlarımız var. En ufak bir endişeniz olmasın. Hem söyleyip hem yapmamak, samimi durmamak demektir. Benim temel özelliğim, söylediğim sözlerin arkasında durmaktır. Bana göre Türkiye bunu çoktan aştı. Toplumun her kesimi artık bu olayı tartışmanın tamamen dışına çıkarmış vaziyette. Benim hedefim, daha güzel bir gelecek inşa edelim."

Kılıçdaroğlu'nun diğer açıklamaları şöyle:

“FAİZİ İNDİRMEK Mİ İSTİYOR? KİŞİLERİN VERGİ BORCU OLDUĞU ZAMAN YILLIK 19,2 FAİZ ALINIYOR, 1’E İNDİRSİN”

"Devlet yönetimindeki temel kural liyakattir. İktisatçılar, ‘Küçük ayrıntılarda iş bölümüne giden ülke gelişmiş ülkedir’ tanımını yapıyor. Çünkü herkesin bir görevi var ve herkes görevini mükemmel bir şekilde yapıyor ve ülke kalkınıyor. Bizde ise şu anda benim gördüğüm Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlayan bir kurum olmaktan çıkmış durumda. Sadece fiyat artışlarına seyirci olarak bakan bir kurum haline geldi. Dün Erdoğan, ‘Merkez Bankası bağımsız değil mi, bırakın da bağımsız olarak kararını versin’ diyor. Ama aynı Erdoğan, 5 Kasım 2019’da, ‘Merkez Bankası Başkanı’nı görevden aldık, çünkü laf dinlemiyordu. Yeni arkadaşlarımızla yola devam ettik ve faiz oranlarını düşüreceğiz’ dedi. Hangi Erdoğan? TBMM’nin çıkardığı kanunu Erdoğan iğdiş etti, bir Fiyat İstikrar Komitesi kurdu, Merkez Bankası’nın dışında. Bu komite hiç toplandı mı? Merkez Bankası’nın fiyat istikrarını sağlama kapasitesi yoktur. Merkez Bankası’nın Para Politikaları Kurulu’na bir arkeolog tayin edildi. Arkeoloğun Merkez Bankası’nda ne işi var, tarihi paraları mı inceleyecek? Saray’da birisinin yakını diye oraya gitti. Faizi indiriyorsun, dolar çıkıyor yukarıya. Doları indireceksin, faiz çıkacak yukarıya. Kazanan kim? Ya faizci ya dolarcı. Ezilen kim, vatandaşlar. Faizi indirmek mi istiyor? Bir öneri vereyim; kişilerin vergi borcu olduğu zaman onlardan faiz alınıyor, yıllık faiz 19,2. 1’e indirsin. Bunun için Merkez Bankası kararına da gerek yok, sadece Erdoğan’ın bir kararnamesiyle… Merkez Bankası’nın faiz indirmesi kime yarıyor, elinde dolar tutanlara yarıyor. Yani bizim ‘beşli çete’ olarak tanımladığımız kişilere yarıyor. Erdoğan, ‘Biz fiyat istikrarını sağlamak için, enflasyonu indirmek için şunları yapacağız’ diye bir paket açıklıyor mu, açıklayamaz. 128 milyar dolar zamanında dolar 7-8 liraydı, belki de 6 liraydı. Şimdi 11’i aştı. 128 milyar doları alanların elde ettiği kâra bakın, olağanüstü bir gelir. Damat, giderken, ‘At izi it izine karıştı’ diye açıklama yaptı. Niçin, bunu kim niçin aldı? Merkez Bankası kendi yasal yetkisini bir protokolle Hazine ve Maliye Bakanı’na devredemez. Daha garip olanı, bütün bu değişimler olurken sessizliğini koruyan Hazine ve Maliye Bakanı.

“TAM BİR PARALEL DEVLET YAPILANMASI VAR”

Aslında bütçe çoktan eskidi. Bütçe parlamentoya gelirken öngörülen döviz kuru, öngörülen enflasyon, bunların hepsi eskidi. Bütçe, bütçe olmaktan çıktı zaten. Erdoğan geçen gün açıklamasında iş dünyasını suçluyor. Adam yarın sabah ne olacak onu bilmiyor. Önünü göremeyen bir insan yatırım yapabilir mi? Erdoğan, gerçeklerden kopmuş bir insan. Tam bir paralel devlet yapılanması var. Bir saray, bir de diğerleri. Hazine ve Maliye Bakanı’nın izdüşümü Saray’da var, YÖK’ün izdüşümü Saray’da var, Dışişleri Bakanlığı’nın izdüşümü Saray’da var. Hazine ve Maliye Bakanlığı eskiden en köklü bakanlıklardan biriydi, şimdi bütçeyi bile kendisi yapmıyor. Bakanların iradeleri yok. Dolayısıyla bütçe konusunda hiçbir karar alamazlar, hiçbir söz söyleyemezler. Ödenekler, tamamen Erdoğan’dan yazı çıkarsa çıkıyor. Bizim anladığımız anlamda bir bütçe maalesef yok.

banner16

“ERDOĞAN SADECE BİR AVUÇ KİŞİYE ÇALIŞAN BİR KİŞİDİR”

Nükleer santral var, alım garantisi vermişiz, kilovatsaati kaç lira olacak? KDV hariç 12,5 cent. Dünyanın en pahalı enerjisi, bir de alım garantisi vermişiz. Almanya 3 cent’e düşürüyor. Peki bizim sanayici nasıl rekabet edecek, daha kimsenin haberi yok bundan. Siz bu kadar pahalı bir enerjiyi nasıl satacaksınız ve bizim insanımız üretim yapacak ve ihracat yapacak ve döviz kazanacak. Ayrıca Türkiye’yi fakirleştirerek nereye götüreceksiniz? Şu anda teneffüs ettiğimiz havada vergi de yok zam da yok, onun haricinde her şeyde var. Erdoğan, şu anda sadece bir avuç kişiye çalışan ve bu ülkenin kaynaklarını bir avuç kişiye tahsis eden bir kişidir. Faizi düşürmenin yolu vardır. ‘Ben bunun kitabını yazdım’ diyor. Milletin defterini dürdü.

“600 MİLLETVEKİLİ DE OLMAMASI LAZIM, 450 İDEALDİR”

İlk bir hafta içerisinde parlamentoya sevk edeceğimiz kanun, Siyasi Ahlak Kanunu olacak. Siyasette ahlakı sağlamadığınız sürece toplumun yaralarını sarma, geleceğe umutla bakma, çocuklarımızın daha güzel bir Türkiye’de yaşama şansını ellerinden almış oluruz. Bir ülkenin İçişler Bakanı çıkıp da ‘Her ay bir kişiye 10 bin dolar para veriyor’ diyorsa dolar yükselince kazanan odur, mafyadır. Bu kişi kimdir, İçişleri Bakanı bunu açıklamadı. Hangi siyasi ahlaktan söz edeceğiz? Bir kişiye her ay götürüp 10 bin dolar veriyorsanız, İçişleri Bakanı buna sessiz kalıyorsa 10 bin dolarlık rüşvete o da ortaktır demektir. Ya gidip savcıya bunun hesabını verecek, aksi halde o da bu işin ortağıdır. Erdoğan da bu işin ortağıdır. Çünkü böyle bir olayı televizyonda dinleyip, Cumhurbaşkanlığı pozisyonunda oturan bir kişi sessiz kalıyorsa o da bu işin ortağıdır. Ayıp zaten yukarıdan başlıyor. 600 milletvekili de olmaması lazım, 450 idealdir. Çünkü komisyonlarda olan milletvekillerinin iş yoğunluğu var. Ama komisyonlarda olmayıp Genel Kurul’da olanlar haftanın üç günü sadece el kaldırıp indiriyorlar, çoğu da Meclis’e gelmiyor zaten.

“TÜRK HUKUK SİSTEMİ, DARBE HUKUKUNDAN ARINMALI”

Cumhurbaşkanının fonksiyonu, aslında devletin sigortası olmasıdır. Toplumda bir uyuşmazlık alanı çıkarsa tarafları çağırıp onları barıştırmak, uyuşmalarını sağlamak, tartışma zeminini sağlamak. Cumhurbaşkanının işlevi budur. Şimdi üçlü kararlar da kalktı. Şimdi sadece bir kişi imzalıyor. Üçlü kararlar kendisine giderse onları imzalayacaktır, Milli Güvenlik Kurulu’na başkanlık yapacaktır. Görevliler üçlü kararla atanabilirler, tek imzayla değil. Tam yetkisiz cumhurbaşkanı olmaz zaten. Mutlaka belli yetkileri olmalı, o yetkiler de Anayasa’da tanımlanır. Şu an parlamentonun temel sorunu, milletvekilleri siyaset yapamıyor. AK Parti milletvekilleri de siyaset yapamıyor. Cumhurbaşkanlığı onore bir görev. Oraya gidip ‘Ben Türkiye’yi tek başıma yöneteyim’ diye bir anlayış olmaz. Öyle bir cumhurbaşkanlığı, hayatım boyunca hiç istemem. Cumhurbaşkanlığını daha yukarıda daha tepede tutmak lazım. Akil, devlet aklı olan, devletin saygınlıkla yönetildiğini gören bir kişi olması lazım. Biz, ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ derken, eskiye dönmeyi kabul etmiyoruz. Eskinin çok sakıncaları vardı. Siyasi Partiler Yasası dahil olmak üzere değiştirilmesi lazım. Parlamento eski sistemde vesayet altındaydı, lider vesayet altındaydı, oradan da çıkması lazım. Türk hukuk sistemi, darbe hukukundan arınmalı. Askeri darbelerden sonra çıkan yasalar toplumun demokratik taleplerini karşılamıyor. Dolayısıyla o düzenlemelerin tamamen yasalardan arındırılması lazım.

“ERDOĞAN ASLA YETKİLERİNDEN VAZGEÇMEZ”

Sorun yüzde 50+1 sorunu değil. Sorun sistem sorunu. 20+1 olsa ne olur? Sistem zaten çürüyen bir sistem, devlette çürümeye yol açıyor. Siz hesabını soramıyorsunuz, bağımsız yargı yok. Savcılar, devlet memurları, görevini yapamıyorlar. Ben bürokratken bir daire başkanının imzalayacağı yazıyı Erdoğan imzalıyor, böyle bir devlet yönetimi yoktur dünyada. Bu sistemle ilgili gelen her şeye ‘hayır’ deriz. Bunun dışında yeni bir sistem asla önermezler. 50+1 rahatsızlığı nereden kaynaklanıyor? Erdoğan alamayacağı için. Sadece kendisi için özel yasal düzenleme istiyorsa o kişi ülkeyi yönetemez. İçeride aslan kaplan, dışarıda kuzu. Aslında AK Parti diye bir parti yok, bir kişi var. Sayın Erdoğan isterse şu an yetkilerinden bir kısmını delege edebilir, neden etmiyor? Amaç, ekonomiyi halkın gözünden kaçırıp farklı bir tartışma zemini yaratmak. Erdoğan asla yetkilerinden vazgeçmez. AK Partili milletvekilleri güçlü bir parlamenter sistemi istiyorlar, var olan sistemin Türkiye’nin başına belalar açtığının farkındalar, iki ayrı yapının birbirinden tamamen kopuk olduğunu düşünüyorlar. Cesaret edip ‘Muhalefet güçlendirilmiş parlamenter sistem istiyor, gelin güçlendirilmiş parlamenter sistemi getirelim’ diyemiyorlar, diyemezler.

“BENİM GİTTİĞİM BÜTÜN İLLERDE VATANDAŞ SANDIĞI BEKLİYOR”

Benim gittiğim bütün illerde vatandaş sandığı bekliyor. Bu yeteri kadar kamuoyuna yansıyor mu, orada benim endişelerim var. Havuz medyası olarak tanımladığımız medya bunları görmüyor. Bir erken seçim talebinin bize yansıdığını biz görüyoruz. Benim gördüğüm kadarıyla onların beklentileri, ‘Biz biraz ekonomiyi düzeltiriz, düzelttikten sonra seçime gideriz, tekrar yüzde 50+1’i alır ve tekrar yönetiriz’. Tam bir hayal alemi. Bunun gerçekleşme şansı benim gördüğüm kadarıyla hiç yok. Büyük marketlerde etiketi değiştirme görevlileri çıktı. Derin yoksulluk var. En büyük tehlike, derin yoksulluğun yaygınlaşması."

Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağı sorusu üzerine şunları söyledi:

“ARALIK AYI ORTALARINDA BÜYÜK ÖLÇÜDE 6 GENEL BAŞKAN YARDIMCISI UZLAŞACAKLAR”

"Aralık ortalarında, büyük ölçüde altı genel başkan yardımcısı uzlaşacaklar. Kendi genel başkanlarına neyi nasıl yapacağımızı aktaracaklar. Bir mutabakat sağlandıktan sonra da genel başkanlar olarak ya imzalayacağız ya bir araya geleceğiz ya da genel başkan yardımcıları bir basın toplantısıyla aktaracaklar. İleride, var olan sistem içerisinde Millet İttifakı olarak bir araya gelebiliriz. Millet İttifakı büyüyebilir, büyürse memnun da oluruz. Ama şu aşamada bir ittifak oluşturma gibi bir araya gelme düşüncesi yok."

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

"DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI KAPATILDI, BİZ AYRICA STRATEJİ PLANLAMA TEŞKİLATI'NI KURACAĞIZ"

"Vatandaş, ekonomide icraata oy verecek. İşin dinamosunu özel sektör oluşturacak. Ve özel sektörün hangi ürünleri üretmesi gerektiğinin planlanması lazım. Eğer siz katma değeri yüksek ürün üretiyorsanız teşvik politikanızı ona göre uygulamanız ve düzenlemeniz lazım. Devlet Planlama Teşkilatı kapatıldı, mesela biz ayrıca Strateji Planlama Teşkilatı’nı kuracağız. Yoksulluğu tamamen bitireceğiz. Herkesin asgari gelir güvencesi olacak.

"CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI KİŞİYE DEĞİL KURALA, BİLGİYE, BİRİKİME ENDEKSLENİR"

Bizim iki büyükşehir belediyesinde de Meclis çoğunluğumuz yok. Siz eğer belediye başkanı olarak seçilmişseniz ve belde halkına belli sözleri vermişseniz o sözleri yerine getirmek zorundasınız, işin kuralı budur. Eğer cumhurbaşkanı seçilmeyi bir kişiye endeksliyorsanız o zaman çok yanlış yapıyorsunuz demektir. Cumhurbaşkanlığı makamı kişiye değil kurala, bilgiye, birikime endekslenir. Eğer siz, kişiler bazında bunu götürürseniz bu çok yanlış olur. Tam tersine, o nedenle ben, kamuoyunda tartışılırken ‘cumhurbaşkanın niteliklerini tartalım’ dedim. Toplum nasıl bir cumhurbaşkanı istiyor, nitelikleri ne olmalı, böyle bir şey bekliyor. Ben milletin sağduyusuna güveniyorum, dolayısıyla cumhurbaşkanı, niteliklerine uygun bir kişi olmalı. Ayrıca bir ittifak var, ittifak nasıl bir cumhurbaşkanı adayı istiyor o da çok önemli. Sadece biz yokuz, İYİ Parti var, Demokrat Parti var, Saadet Partisi var. Ayrıca güçlendirilmiş parlamenter konusunda düşüncelerimizin aynı olduğu Gelecek Partisi, DEVA Partisi var. Onlarla da konuşmamız lazım. Türkiye’yi selamete çıkaracak ve yeniden inşa edecek bir anlayışa ihtiyacımız var.

"NEREDE BU TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ, NEREDE BU HÜKÜMET? TONLARCA KOKAİN GELİYOR"

Eğer siz, iktidara geldikten sonra rövanşist bir anlayışla devleti yönetirseniz bunlardan bir farkınız kalmaz. Bizim farkımız, adaletle devleti yönetmektir. Siz, devleti kinle, öfkeyle yönetirseniz bunlardan bir farkınız kalmaz. Tabanın ‘intikam alayım’ diye bir talebi yok. Devr-i sabık yaratmak çok yanlıştır. Devleti intikam alma duygusuyla yönetirseniz devlet, devlet olmaktan, adalet adalet olmaktan çıkar. Tarihe baktığımızda örnekleri var zaten, böyle yönlendirilmiş mahkemelerle alınan karar vesaire doğru değil. Bu ciddi bir yara açar artı. Devleti yönetemez, şimdi başka organların yönettiği gibi. Yargıyı mesela başka organlar etkiliyor. Uyuşturucu baronları şu anda yargıyı teslim almış vaziyette. Baronlarla ilgili dava dahi açılamıyor. Zindaşti’yi ben mi serbest bıraktım, polis yakalıyor hakim serbest bırakıyor. Bir kişi telefon edince sen Ortadoğu’nun en büyük uyuşturucu baronu nasıl serbest bırakırsın? Güney Amerika’dan gelen kokainler… Düşünebiliyor musunuz, Sedat Peker konteynırların numaralarını yayınlıyor, ‘evet, uyuşturucu buralardan geldi’ diyor. Peki nerede bu Türkiye Cumhuriyeti devleti, nerede bu hükümet? Tonlarca kokain geliyor."

Son beş yıl içinde 6-7 bin hakim ve savcı alındı, siz bunların hepsini görevden mi alacaksınız sorusu üzerine, Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi:

"GÜCÜNÜ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE VİCDANINDAN ALAMAYAN KİŞİ HAKİMLİK YAPAMAZ"

“Görevini yapana bir şeyimiz yok. Ama Anayasa Mahkemesi kararını uygulamadı, hakim olamaz. ‘Ben bu karara uymuyorum çünkü gücümü siyasi otoriteden alıyorum’ diyorsa o hakimlik yapamaz. Gücünü hukukun üstünlüğü ve vicdanından almayan kişi hakimlik yapamaz. Papaz’ı bıraktılar, Almanya’dan Türk kökenli bir gazeteciyi bıraktılar. Bakan açıklama yaptı; İsrail’den iki kişi gelmiş, kuleden Erdoğan’ın evinin fotoğraflarını çekmiş. Dün bir telefon görüşmesi, ikisini de gönderdiler. Bu nasıl bir Türkiye? Her gelenin tokat attığı bir Türkiye’yi biz kabul edebilir miyiz? Suçlu varsa yargıya gönderirsin, bağımsız yargı bakar ve kararını verir. Yargıtay, tarihinin en karanlık sayfasını kendi iradesiyle oluşturmuştur. Bir Yargıtay kararında imzası dahi olmayan kişi, Anayasa Mahkemesi’ne üye yapıldı. Ben, o üyenin verdiği karara şahsen güvenmem. Çünkü oraya saraya bağlılığıyla gitti. O kişiden yargıç olmaz."

Yorumlar (0)
banner10
15
parçalı bulutlu