banner5

banner4

Yazmaya adanan bir ömür; Mansur Işıkbol

Osmaniye’de yaşayan 76 yaşındaki Eğitimci ve Yazar Mansur Işıkbol ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Yazar Işıkbol, aynı zamanda “Çukurova’da Başlık” ve “Muz Sevdası” adlı kitaplarının senaryosunu bittiğini ve yakında filme çekileceğini de okuyuculara duyurdu.

KÜLTÜR-SANAT 18.11.2021, 01:35 18.11.2021, 11:04
Yazmaya adanan bir ömür; Mansur Işıkbol

Osmaniye’de yaşayan 79 yaşındaki Eğitimci ve Yazar Mansur Işıkbol ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Yazarlığa ilk yıllarında sıcak bakmayan Işıkbol, yazarlığa başlayışını, ilk kitabını nasıl yazmaya karar verdiğini ve hayatında geçirmiş olduğu önemli dönük noktalarını bizlerle paylaştı. Yazar Işıkbol, aynı zamanda “Çukurova’da Başlık” ve “Muz Sevdası” adlı kitaplarının senaryosunu bittiğini ve yakında filme çekileceğini de okuyuculara duyurdu.

Meyra Yurttaş: Eğitimci ve yazar Mansur Işıkbol kimdir? Nasıl biridir? Neler yapar biraz bahseder misiniz?

Mansur Işıkbol: Benim üç yaşım var. Gönül yaşım on dokuz, fiziki yaşım kırk beş, takvim yaşım 23 Ekim 1946. Yani 76 yaşındayım. Osmaniye ilinin Kadirli ilçesinde doğdum. Daha önce bir evliliğim oldu, eşimi kaybettim. Dört çocuğum var. Adana Erkek Lisesinde okurken, Adana Öğretmen Okulunun fark derslerini de tamamlayarak mezun oldum. Yıllar önce söylediğim bir söz var.

“Kendim kendimi arar iken,

Kendim buldum kendimi.

Kendim kendime lazımsa,

Kendim arasın, kendim bulsun, kendimi.

Kendim olmayı çok severim. En iyi tanıdığım kişi kendim ve mutlu olacağım her şeyi çok iyi biliyorum. Her günümü bir gün önceden hesaplayarak yaşamaya çalışıyorum.

Meyra Yurttaş: Yani önce kendinizi mi tanımanız gerekiyor?

Mansur Işıkbol: Mutluluğun temeli insanın kendini tanıması. Önce kendini mutlu edersen, herkesi mutlu etmeye imkânın olur. Okuyucularını, çevreni, öğrencilerini. Öğrenci öğretmenini sevmez ise derslerine çalışmaz. Sevgiyi katalizör olarak bilgimi öğrencilerime sunarım. Kendimde de en çok çocukluğumu ve saflığımı severim.

Meyra Yurttaş: Hayattaki amacınız insanları mutlu etmek mi?

Mansur Işıkbol: Evet ancak insan olmak bir zanaat. Ben bir izciyim, çevreyi, insanları, tabiatı her şeyi korumak sevmek büyümek harika bir şey. Bunları da annem ve babamdan öğrendim.

Meyra Yurttaş: Nasıl yazar oldunuz?

Mansur Işıkbol: Okuma yazma bilmeyen bir anne ve babanın evlatlarını nasıl yazar yaptıklarını söyleyeyim. Babam okuma yazma bilmediği halde Kur’an-ı Kerim’i ezbere okurdu. Akşamları işten eve geldiğinde kolunun altında kitaplarla gelirdi. O zamanlarda yaşadığımız yerlerde elektrik yoktu. Gaz lambası ve odun attığı ocak yanında bana kitapları okuturlar ve beni dinlerlerdi. Bu şekilde okuma alışkanlığı kazandım. Daha sonra kütüphanelerde buna devam ettim. Adana Erkek Lisesinde normal bir ailenin çocuğuydum ama benim içimi ısıtan yegâne yer kütüphanelerdi. Sonrasında öğretmen oldum. Atandığım yerlerde de etkilendiğim yaşamlar oldu. Çok fazla bilgiyi de zamanla ifade etmeye ihtiyaç duydum.

Meyra Yurttaş: Yazar olmaya nasıl karar verdiniz?

Mansur Işıkbol: Ben buna karar vermedim. Kendiliğinden olmuştu. Yazar olmak için yola çıkmadım. İlk misafir olduğum isim, İstanbul’a gittiğimde beni karşılayan yakın dostum Yaşar Kemal’dir. Bana o zaman bazı tavsiyelerde bulunmuştu. Ben o dönemdeki şartlarda öğretmenlik mesleğimi ön planda tuttuğum için yazarlığa başlamadım. Ancak 1974 yılında Kıbrıs’ta Vuruşanlar” isimli ilk piyesimi yazdım. TSK yararına bu piyesi canlandırdık. Bu eserimi KKTC Devletinin Cumhurbaşkanı’na bizzat hediye ettim. 1997-1998 yıllarında, “Van’lı Memo” ülkemizin doğusu üzerinde oynanan oyunlara dair yazdığım eserleri, Bursa’da kendim sahne alarak canlandırdım. Hem yazarı hem de oyuncusuydum. Adana’nın tüm ilçeleri, Hatay’ın tüm ilçeleri, Eskişehir, Konya, Yozgat, Afyon gibi bir çok ilde 1980 yılı öncesinde kapalı gişe oynayan eserlerim oldu.

Meyra Yurttaş: Öğretmenlik yaparken kitap da yazdınız mı?

Mansur Işıkbol: İlk önce Anamur’a atandım. O okulda iki erkek, iki kadın öğretmen olarak görev yapıyorduk. O dönem uzak bir mahalleden gelen bir öğrencimiz vardı. O mezra ile okul arasında bir Irmak var. Kış aylarında taşardı. Üzerinde kütükler koyarak insanlar oradan geçerlerdi. Bir çocuk düştüğü zaman kurtulması mümkün değildi. Bu durumu görünce Milli Eğitime müracaat ederek o okulda görev istedim. O okulda görev yaparken bir öğrencim yandı ve damdan düştü. Onu kucağıma alarak patika yollarda doktora yetiştirmeye çalıştım, kollarımda öldü. Bu olaydan sonra öğretmenliğe kenetlendim. Bunu Öğretmen olmak kitabında anlattım. Oraya da yol yaptım. O yol hala “Öğretmenin Yolu” olarak bilinir ve kullanılır. Bu tabi yol yapmakla sınırlı kalmadı. Birçok kalkındırma projesi üreterek köylülerle birlikte çalışmalarım da oldu.

Meyra Yurttaş: Yani aslında hem öğretmensiniz, hem araştırmacı bir yazarsınız, hem de izciyim dediniz. Daha başka faaliyetleriniz var mı?

Mansur Işıkbol: Diyarbakır da sivil askerlik yaptım bir dönem sonra Silvan da öğretmenlik görevi aldım ve ilk köy kalkınma kooperatifi ile halk tiyatrolarını Silvan’da kurdum. Anamur’da da halk tiyatroları kurmuştum. Okula lojman yaptırmıştım. Hatta “sen bunları köylülere öğretirsen, devlete karşı gelirler” diyerek öldürme teşebbüsünde bulundular bana.

Meyra Yurttaş: Nasıl oldu peki buna rağmen devam ettiniz mi?

Mansur Işıkbol: Atatürk döneminde doğuda meydana gelen olayları ve iç yüzünü kitabımda yazdım. Şeyh Sait olaylarını, 1923 yılından sonra Mısır ve Kerkük’ün elimizden nasıl gittiğini, Şeyh Sait olaylarında İngiltere ajanları tarafından nasıl yönlendirildiğimizi ve olayların nasıl çıkarıldığını detaylarıyla yazdım. Bunları 1970 yılında yazdım. “Kürtler Türktür!” diyerek mahalle gazetelerinde yazılar yazdım. Kürt kardeşlerimiz Oğuzların Karluk boyundan gelmektedir. Bizim öz kardeşlerimizdir ve bizi bölmek için oyunlar oynandı. O yıllarda devlete bu konuda uyarılar yaptığımda buna göz yumuldu.

Meyra Yurttaş: Aslında kitaplarınız tamamen yaşanmış ve gerçek olaylara dayalı. Hiçbir kurgu yok değil mi?

Mansur Işıkbol: Kurgu olanlar da var. Mesela “Çukurova’da Başlık” romanım, babamın bizzat yaşadıklarının yüzde yetmiş beşini oluşturuyor. Geri kalan yüzde yirmi beşlik kısım benim hayal gücüm. Bunun senaryosu hazırlandı. Yakında filmi çekilecek. Genellikle yaşanmışlıkları anlatırım. Yemen ile ilgili bilgileri anlattım “Eve Dönüş” kitabım bu konuda yazılmış olan en iyi kitaptır ve en doğru kaynaktır.

Meyra Yurttaş: Toplam kaç kitabınız var?

Mansur Işıkbol: Şu anda yayınlanmış olan on dokuz adet kitabım var. Yirmi üçe yakın da eserim var.

Meyra Yurttaş: Oldukça fazla kitabınız var. Bunca eseri yazmak için de uzun bir zaman gerekir ki, bunu çok iyi değerlendirmişsiniz.

Mansr ışıkbol: Bir şey itiraf edeyim. İlk defa bir basın grubu olarak sizinle konuşuyorum. Hiçbir tv ya da basın kuruluşuna çıkmadım. Benim şu anda 10. Baskıya giren eserlerim var. Özel okuyucularım var. Beni evine davet edip kitaplarımın koleksiyonlarını yapıp benimle fotoğraf çeken okuyucularım var. Şunu itiraf ediyorlar ki “biz seninle okuma sevgisi kazandık”. Toroslar’ın tepesine gidiyorum okuyucularım var. Uçağa biniyorum, yanımda oturan kişinin kitabımı okuduğunu görüyorum. Burada C tipi cezaevinde konferanslar verdim. Cezaevindekilerin yarısından fazlası kitaplarımı okuyor. Anamur’da bir okula gittim, öğretmen beni görünce şaşırdı. Sınıfta bir baktım ki hepsi kitaplarımı okuyor. Kapıya çıkıp bir saat süre ile duygulanıp ağladım bu duruma.

Meyra Yurttaş: Aslında okurlarınızın algılarında farkındalık yaratmak mıdır bu?

Mnasur Işıkbol: Onun için kendimi çok iyi biliyorum. Londra’da Türk radyosunda “Yaşam ve Mutluluk” isminde programlar yaptım. On yıldır Londra’da, “Türk Öğretmenler” derneğinin başkanıyım. Hiçbir zaman kar amaçlı işler yapmadım. Hep elimden geldiğince insanlara ve sevdiklerime yardıma koşuyorum. Bunların mutluluğunu yaşıyorum. Para ne ki? Biz doğru ve dürüst oldukça, o da geliyor zaten. İzcilik budur işte. İzci her gün bir insana yardım edendir, çevreye, hayvana, bitkiye değer vermek ve iyilik yapmaktır. Çok zaman Bursa’ da okul müdür olarak çalıştım. Rahmetli Mustafa Dörtçelik, bir holding sahibi. Bin tane çocuk giydirirdi. Babası bile bunu bilmezdi. O alırdı, ben çocuklara götürürdüm. Bir çok iyi insana, kışlık odun ve aylık periyotlarda et dağıtıyorduk işadamlarıyla birlikte. İsim vereyim; Mustafa Dörtçelik, İrfan Özhamarat ve bunlar dışında hala hayatta olan ismini veremediğim çok işadamı güzel insan var. Onlar benim çok değerli dostlarımdı. Pala kauçuğun sahibi Salih Pala, her yıl 40-50 civarında fakir çocuğu sünnet ettirir, onlara bir de altınlarını takar, düğünler yapardı. Çanakkale’de 1983 yılında hiç şehitlik yoktu. Şehitlik yapılsın diye ilk miting yapan öğretmen benim. Seferberlik Daire Başkanı Ahmet Keser ve oradaki subayların çoğu bunu bilir. Yani sadece öğretmenlik değil, toplumu bu anlamda yönlendirmek ve ışık tutmak için elimizden gelen tüm imkanları sunduk. Siyasetle uğraşanlar devlet için siyaset yaparlarsa, bu ülkeye hiç bir şey olmaz.

Meyra Yurttaş: Biraz konuyu değiştirmiş olacağım ancak, kitaplarınızın hepsi özeldir, ayrımınız yoktur ama siz de en çok iz bırakan kitabınız hangisi?

Mansur Işıkbol: “Çukurovada Başlık” isimli babamın hayatını anlattığım kitap. Babamın 1923 yılında yaşadığına dair hiçbir kanıt yoktu. Bizzat Kadirli Nüfus dairesinde araştırıp teyit ettirdim. Babamın tüm sülalesi şehit. 1993 harbinde Kafkasya’dan buraya gelirlerken açlık, yokluk ve katliam yaşamışlar ve babam ölene kadar, “Atatürk Allah’ın bir lütfu. Atatürk’e sahip çıkacak ve bu ülkeye sahip çıkacaksınız” dedi babam. Akraba, amca, dayı, kardeş, hala hepsi de açlıktan yokluktan katliama uğramışlar. Kafkasya’dan gelmişler, Erzurum nüfusuna işlenmeleri 1988 yılında olmuş. Ancak kayıt olduğunda kim bilir kaç yaşındaydı. Senaryosu bitti ve senaryoyu hazırlayan kızımız ve Ramazan Bakkal bey bu romanın etkisinden bir buçuk ay boyunca kurtulamadığını söyledi. Yani romanı elinize alıp okuduğunuzda bırakamazsınız.

Meyra Yurttaş: Bu kitaplarınızın ilk filmi mi olacak?

Mansur Işıkbol: Bu ilk olacak. “Çukurova’da Başlık” ve “Muz Sevdası” kitaplarımın senaryosu bitti. Onların filmleri çekilecek. Zaman bulabilsem, vakit yaratabilsem hem süreci hızlandırır, hem de daha fazla senaryo hazırlardık.

Meyra Yurttaş: Hayatınızı gençlere ve eğitime adamış biri olarak günümüz gençliği hakkında neler söylersiniz? Ek olarak okurlarınıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Mansur Işıkbol: Ben gençlere şunu söylemek istiyorum. Önümüzdeki hafta iki okulda konferans vereceğim buna dair. Öğrenci sorumluluğunu çok iyi bilecek. Öğrencinin sorumluluğu önce kendine. Sağlıklı, sıhhatli ve psikolojik olarak, fiziksel ve ruhsal olarak sağlığa sahip olmalı. İkincisi kendine, ailesine, öğretmenine, arkadaşlarına, okul idaresine karşı sorumlulukları var öğrencinin. Bu sorumluluklarını yerine getiren bir öğrenci istisnasız başarılı olacaktır. Bir de ileriye yönelik projeler üreten, günlük planlı ve programlı çalışırsa hedefe gider. Eğer bu şekilde olmazsa yarın bir gün ya bir kıraathane köşesinde veya gereksiz uğraşlarla boş vakit geçirir. Londra’da İngiltere Eğitim Bakanı ile mecliste bir toplantı yaptık. Ona dedim ki “Türkiye’den gelen göçmen ailelere yönelik bize fırsatlar verirken bizleri rahat bırakın ki, çocuklarımıza kültürümüzü iyi aşılayalım. Biz Türkler, yaşadığımız ülkeye zarar vermeyiz. İnsalara zarar vermeyiz. Eğer çocuklarımızı bu şekilde iyi yönde yetiştirirsek burada çeteleşme olmaz, uyuşturucu ve sizin devlet içindeki rahatınız ve huzurunuz olur.” Bundan sonra Türkler yaşadıkları yerlere sahip çıktılar. İdeoloji denen şeyler hep hikaye. Türkiye Cumhuriyeti Devleti için olması gereken şey, gençlerin birbirlerini sevmesi ve birlikte çalışması. Kesinlikle kendi içinde düşmanlaşmak kadar tehlikeli bir şey yok. “Son Anadolu” romanımda tarihimizi yazdım. Hiçbir Türk tarihi dışarıdan değil, içeriden bölünerek yıkılmış. Birlik beraberlik ve çalışmak gençlere tavsiyemdir. Teknolojiyi de doğru çıkarlar için kullanın. Elimizdeki telefonu Aselsan üretiyordu. Biz yabancı ülkelere ihraç ediyorduk. Ne zamanki bir ajan gönderdiler, Aselsan artık üretim yapmadı, ortadan kalktı. Hepimiz bu telefonlara para ödüyoruz ve yerli bir tane telefonumuz yok. Söylenmez ama ben açıkça söylüyorum bunu. Gerçekten şu an Türkiye üzerinde oynanan oyunları yenmemizin yolu birbirimizi sevmek ve birlikte çalışmak.

Meyra Yurttaş: Bundan sonraki projeleriniz, planlarınız nedir?

Mansur Işıkbol: Geçtiğimiz ay Romanya’daydım. Tatar, Kırım Dünya Türk Kurultayı’ndaydım. Bu kurultaya Gagavuzlar, Macarlar, Özbekler, Kırgızlar, aklınıza gelebilecek, Dünya’nın her yerindeki Türk’üm diyen insanları davet etmişlerdi. Orada Hristiyan’ından tut, Yahudi’sine, Müslümanına tüm dinlerden insanlar vardı. Hiç birbirine düşman olan bir ülke yoktu. Türklük ismi ile birbirimize bağlıydık. Araplardan, yabancı ülkelerden, Türkiye’yi seven başka insanlar da vardı. Bu güç birliği sağlandığı zaman Türkiye’nin ve Dünya’nın şekli daha farklı olacak.” Yavru Türküm” isminde bir yayınevim vardı. Logosunda ay yıldız arasında bir çınar kullanmıştım. Amacım da buydu ve bu davette bunu gördüm. Oğuz Kağan ilk Türk birliğini kurduğunda şöyle der. “ Ben size Kağan oldum, ok ve yaylarımızı alalım. Başarı ve mutluluk sembolümüz olsun. Savaşlarda parolamız Gök Kurt. Deniz ve okyanuslar aşalım. Güneş bize tuğ, gök de çadır olsun. Dünyanın her yerinde aydınlık ve hür yaşayan insanlar olsun. Onlar için çalışalım.” Yani bu proje dünya açısından çok önemli biz Türkler tarih boyunca en çok dağılan, göç eden, yer değiştiren milletiz ama gittiğimiz hiçbir yerde insanlık suçu işlemedik. En son Ermenistan dendi. Çocuk ve kadın öldürmeyiz biz. O nedenle dünya biliyor ki Türk insanında devlet yönetme, devlete sahip çıkma özelliği var. O nedenle Türklerin gelişmesi ve ilerlemesini önlemek için ellerinden gelen her imkanları kullanıyorlar. Bizim bu problemleri çözme yolumuz, birbirimizi sevmek ve birlikte çalışmak. Teknolojiyi yakalamak. Eğer böyle olursa kesinlikle şunu da ekleyeyim. İslamiyet kullanılarak Türklük yok ediliyor. İkisini paralel tutmak çok önemli. Beraber dengede tutmak önemli. Osmanlı bu yolla yıkıldı. Osmanlı İslamiyet kullanarak cemaatler kanalıyla yıkıldı. Şu an Türkiye de bu anlamda tehlike içinde. Bunu gören yazarlardan biriyim ben de.

Meyra Yurttaş: Siz de bu anlamda elinizden geldiğince çalışmalar yürütüyorsunuz?

Mnasur ışıkbol: Her yıl Kadirli’de özel kitap tanıtım günü yaparım. Kadirli’de dünya rekoru kırdık. 60880 km2 uzunluğunda çocuk resmi yarışması yapıldı. Londra İngiltere de Selin Çağlar Londra büyük elçisi Abdurrahman Bilgiç ile yurtdışında başka ülkelere yaydık. Biz Kadirli projesi ile dünya rekoru kırdık. 20 gün önce özel toplantı yaptık Kadirli’de neden dünya rekoru bir tabela yok diye konuştuk. Bizim projemiz Türkiye’yi dünyanın en mükemmel ülkesi haline getirmek ve turistik özellikleri güçlendirmek neden yapmayalım ki. Politikacılara tavsiyem devlet politikasını her şeyin üstünde tutmalılar. Siz orda birbirinize düşüyorsunuz biz dışarıdan ülkeye bakıyoruz 13 tl oldu İngiliz parası. Dolar’ın durumu malum. Bu çocuklar kitap alamıyor paramız yok diyorlar. Bunları yenmenin yolu birlik ve beraberlik.

Meyra Yurttaş: Çok şeyler yaşamış, çok başarılara imza atmış biri olarak biyografinizin olması ihtiyaç görünüyor. Yazıyor musunuz?

Mansur Işıkbol: Yazdım. Kitabım adı “Tatlı Yaşam”. Şu an baskısı tükendi. 0-12 yaş arasında bir çocuğun sevgiye ihtiyacı var, 12-18 arasında buluğ çağındaki bir çocuğun anne baba desteğine ihtiyacı var. Yaşadıklarını anne babalar fark etmez. Benim anne ve babam farkındaydı ve bana özgüven kazandırdı. Ben hayatımda hangi işe atılsam hep sonuç aldım. Anne babası olmayanlara da devletin sahip çıkması lazım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve tüm dünya ülkeleri ile görüşüyorum. Bakıyorum ki herkesin gözü Türkiye’de. Türkiye güçlü bir devler olmak zorunda.

Yorumlar (4)
Hüseyin Doğan 2 hafta önce
Sizinle gurur duyuyorum Allah sana sağlıklı uzun ömürler versin ki eserlerinize devam edebiliniz. Selam ve sevgilerimle
Güzide Zembilören 2 hafta önce
Söyleşiyi sonuna kadar okudum. Nerden nereye dedikleri bu olsa gerek. Yaptıkları yararlı işlerden etkilendim doğrusu. Kitap yazmak da ayrı bir özellik ve güzellik. Yazarımıza sağlık ve mutluluk içinde bir ömür diliyorum.
Dr.M.Y.ŞİMŞEK 2 hafta önce
Çok Sayg ıDeğer Mansur ISIKBOL Kardeşim,
seni yürekten kutluyorum.
Biz TÜRKLER, tarihimizi bildiğimiz sürece
herşeyin hakkından geliriz.
Başarılarının Devamını Dilerim.
Selam ve Sevgilerimle Öğretmenim.
Kutsal Bir Meslek Olan Öğretmenlik
Mesleği Fedakâr Öğretmenin Çabasıyla
Daha da Kutsilesir.(Bunu 1964 yılında ilkokul
öğretmeni olduğumda biir makalede yazmıştım).
Çocukluk Arkadaşın Dr.Mustafa Yaşar ŞİMŞEK.
Duran Yılmaz 2 hafta önce
Binlerce teşekkürler sevgili kardeşim.Sana yürekten başarılar dilerim.Yolun açıl olsun. Selam ve sevgilerimle.
14
az bulutlu